Konut Dokunulmazlığını İhlal Suçu TCK m.116
Konut Dokunulmazlığını İhlal Suçu TCK m.116
Konut dokunulmazlığı Anayasamızın 21.maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8.maddesi ile koruma altına alınmış bir haktır. Çünkü konut, kişiliğin oluşması ve gelişmesi ile yakın ilişkisi bulunan ve kişinin en son sığınma yeri olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla Anayasal dayanağı da olan bu hakkın ihlal edilmesi 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (“TCK”) 116.maddesinde bir suç olarak düzenlenmiştir. Buna göre bir kişinin konutuna, işyerine veya bunların eklentilerine kişinin rızasına aykırı olarak girilmesi yahut rıza ile girildikten sonra bu rıza ortadan kalkmasına rağmen çıkılmaması halinde bu suç oluşacaktır.
Konut dokunulmazlığının ihlali suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun İkinci Kitabının “Kişilere Karşı Suçlar” başlıklı kısmının “Hürriyete Karşı Suçlar” başlıklı yedinci bölümünde, 116.maddede düzenlenmiştir. Madde hükmüne göre:
“(1) Bir kimsenin konutuna, konutunun eklentilerine rızasına aykırı olarak giren veya rıza ile girdikten sonra buradan çıkmayan kişi, mağdurun şikayeti üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
“(2) Birinci fıkra kapsamına giren fiillerin, açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi mutat olan yerler dışında kalan işyerleri ve eklentileri hakkında işlenmesi hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine altı aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.”
“(3) Evlilik birliğinde aile bireylerinden ya da konutun veya işyerinin birden fazla kişi tarafından ortak kullanılması durumunda, bu kişilerden birinin rızası varsa, yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Ancak bunun için rıza açıklamasının meşru bir amaca yönelik olması gerekir.”
“(4) Fiilin, cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle ya da gece vakti işlenmesi halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”
Korunan Hukuki Yarar
Bu suçla korunan hukuki yarar, mülkiyet veya diğer bir aynı hak olmayıp bir kimsenin konutta başkalarının müdahalelerinden uzak olarak huzur ve güven içinde yaşama hakkıdır. Nitekim bu suç tipi TCK’da “hürriyete karşı işlenen suçlar” bölümü altında düzenlendiğinden kişinin huzurlu, güvenli ve sakin bir ortamda dilediği gibi hareket etme ve yaşama özgürlüğü korunmak istenmiştir.
Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2015/13-332 E. ve 2018/451 K. sayılı Kararında; “(…) konut dokunulmazlığının ihlali ile mülkiyet ve zilyetlik hakkı değil kişi hürriyeti korunmaktadır. Kanunda mülkiyet ve zilyetliği koruyan başka hükümler bulunmakta olup, bu suçla kişilerin konutlarındaki güvenlik duygusu, sükun ve huzurlarının korunması amaçlanmıştır…” demek suretiyle bu hususu ortaya koymuştur.
Suçun Maddi Unsurları
- Fail ve Mağdur
Konut dokunulmazlığını ihlal suçunun faili herhangi bir kimse olabilir. Ancak suçun kamu görevlisi tarafından kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması şeklinde işlenmesi halinde, suç TCK m.119/1-e uyarınca nitelikli hale dönüşür ve verilecek ceza bir kat artırılır.
Konut dokunulmazlığının ihlali suçunun mağduru ise, konut/işyeri bakımından hak sahibi ve rızasını açıklamaya yetkili olan kişidir.
- Maddi Konu
Her ne kadar Ceza Hukukumuzda bu suç tipi kişi hürriyetine karşı işlenen bir suç olarak kabul edilse de suçun maddi konusu kişinin kendisi değildir. Bu bağlamda suçun maddi konusunu konut, işyeri ve bunların eklentileri oluşturur.
- Konut
Bu suç tipiyle korunan hukuki yarar, temelde, kişinin özgürlüğü olduğu için, konut kavramının geniş bir şekilde anlaşılması gerekir. Bu yönüyle konut dendiğinde, bireyin geçici dahi olsa oturmak amacıyla kullandığı her yeri düşünmek gerekir. Burada amaç; özel hayatın geçtiği ve bu özelliği nedeniyle izin istenmeksizin ya da zorla ihlal edilmenin önlenmesi için ona ilişkin her mekanı güvence altına almaktır.
Dolayısıyla konutun devamlı veya geçici olarak kullanılmasının önemi yoktur. Konutun mutlaka taşınmaz olması da zorunlu değildir. Bu yönüyle kişi veya kişilerin ihtiyaçlarını gidermek için yuva olarak kabul ettiği ve bunu fiilen gerçekleştirdikleri her yer konuttur. Bu sebeple konut kavramı geniş anlaşılarak bir apartman dairesi, müstakil bir ev, kulübe, çadır, otel odası, yurttaki oda, karavan, bir gemi kaptanının kamarası dahi konut sayılmalıdır.
Diğer yandan resmi daireler konut olarak kabul edilmezler. Aynı şekilde, birden fazla kişinin birlikte oturmaya mecbur tutuldukları cezaevleri, tutukevleri vs. konut sayılmaz. Bir yerin konut sayılabilmesi için, yasal bir nedene dayanılarak burada oturulması yanında, ayrıca oturan kişinin kullanma hürriyetine de sahip olması gerekir.
- Eklenti
TCK m.116 hükmü; bir kimsenin konutuna ve bu konutun eklentisine rıza hilafına girilmesini suç olarak düzenlese de konutun ve eklentinin tanımını yapmamıştır. Doktrinde kabul edilen tanıma göre eklenti; konuta bitişik veya yakın olması şart olmayan, dış dünyadan belirli işaretlerle ayrılan ve rıza hilafına girildiğinde konuttakilerin huzur ve sükununun bozulduğu yerler şeklinde tanımlanabilir.
Bu yönüyle bir yerin eklenti olup olmadığının tespitinde, söz konusu eklentiye rıza hilafına girilmesi veya rıza ortadan kalkmasına rağmen kalmaya devam edilmesi halinde, kişilerin huzur ve sükununun bozulup bozulmadığı dikkate alınmalıdır. Dolayısıyla kiler, bodrum, garaj, kömürlük, bahçe ve bahçe içindeki yapılar, avlu gibi yerler eklentiye örnek verilebilir.
“(…) Sanık, şikayetçinin izni olmadan ve meşru olmayan bir amaçla konutun eklentisi olan apartman sahanlığına girmiştir. Buraya girmek ve daire giriş kapısını yumruklamak suretiyle şikayetçinin huzur ve güvenliğini bozmuş, konut dokunulmazlığına saldırıda bulunmuştur. Bu itibarla, olayda müsnet suç oluşmuştur.”
(Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 11.03.1991 Tarih, 1991/25 E. ve 1991/67 K.)
“(…) Sanıklar, olay gecesi 01.00 sıralarında, şikayetçiye ait altı ahır olan iki katlı evin önüne gelmişler, 17 basamaklı olan merdivenden giriş kapısının önünde bulunan 110 cm. genişliğindeki sahanlığa çıkmışlar (…) Sanıkların meşru olmayan amaçla merdiven sahanlığına girmeleri ile şikayetçinin huzur ve güveni bozulmuş, şahsi hürriyetlerine saldırıda bulunulmuştur. Bu itibarla, sanıkların girdikleri yerin; dış alemden ayrılmadığı, mahalle yoluna ve çevredeki konutlara ulaşabilmek için kullanılabilecek şekilde etrafta açık bir mahal olup suçun oluşmadığı ileri sürülemez.”
(Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 06.05.1991 Tarih, 1991/102 E. ve 1991/135 K.)
“(…) Maddi olayda sanık; olay gecesi şikayetçinin oturduğu lojmana gelmiş ve giriş kapısı önünde bulunan iki basamakla çıkılan sahanlığa girmiş (…) Konuta bitişik olarak yapılan, merdivenle çıkılan ve giriş kapısı önünde bulunan beton sahanlık, umuma açık bir yer olmayıp özel olarak yapılmış ve dış alemden ayrılmış, girilmesi izne bağlanmış bir yerdir. Bu kısmı dış dünyadan ayırma iradesi, merdiven yapılmak, beton dökülmek suretiyle açıklanmıştır. Konutun eklentisi olan bu yere, yasa dışı amaçla girilmek, kapıyı açmaya zorlamak suretiyle şikayetçinin huzur ve güvenliği bozulmuş, özel yaşantı özgürlüğü ihlal edilmiştir…”
(Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 27.12.1993 Tarih, 1993/208 E. ve 1993/352 K.)
- Açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi mutat olan yerler dışında kalan iş yerleri ve eklentileri
TCK m.116/1, konut ve o konutun eklentisine girilmesini suç olarak düzenlerken, m.116/2 ise işyerlerine ve o işyerlerinin eklentilerine girilmesini suç olarak düzenlemiştir. Ancak burada suçun oluşabilmesi için bazı şartlar vardır. Buna göre işyeri ve eklentilerinin konut dokunulmazlığını ihlal suçunun konusunu oluşturabilmesi için açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi mutat olan yerler dışında kalan işyerleri ve eklentilerinden olması gerekir. Bu durumda iş yerleri ve eklentileri de konut dokunulmazlığından yararlanacaktır. Örneğin bir dükkanın camında asılı olan “açık” tabelası bulunması halinde, artık açık bir rızaya gerek duyulmaksızın o işyerine girilmesi konut dokunulmazlığı suçunu oluşturmayacaktır.
Kural olarak işyerleri herkesin girip çıkabileceği yerlerdir. Ancak her işyerinin açılış ve kapanış saati bulunur. Bu saatler arasında o işyeri açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi mutat olan bir yer olarak kabul edilmelidir. Bu durumda suç oluşmayacaktır. Dolayısıyla TCK m.116/2, ancak bir işyerine kapanış saatinden sonra girilmesi halinde ya da bir işyerinin belli bir bölümünün kişisel kullanıma ayrılmış kısmına girilmesi halinde uygulama alanı bulur. Diğer yandan girildikten sonra iş yeri sahibi ya da çalışanların çıkılması konusundaki uyarılarına rağmen içeride kalınmaya devam edilmesi veya kapandıkları ya da çalışmaya ara verdikleri saatte, örneğin öğle saatlerinde veya açılmadan önce girilmesi durumunda, işyeri dokunulmazlığının ihlali suçu oluşacaktır.
Bu konuda Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 15.05.2018 Tarihli, 2015/1188 E. ve 2018/214 K. sayılı Kararında; “(…) Okul binasının eğitime açık olduğu sırada zımni bir rızanın varlığı kabul edilerek herkesin girebileceği yerlerden olmasına karşın eğitim ve öğretimin yapıldığı sınıfın öğrenciler, öğretmenler ve ilgililer haricindeki kişilerce açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi mutat olan yerler dışında kalması, sınıfa izinsiz giren sanığın şikayetçinin sınıftan çıkması konusundaki uyarısına rağmen çıkmayıp şikayetçiyi tehdit etmesi, şikayetçinin sınıftaki öğrencilerden durumu başka bir öğretmene haber vermelerini istemesi üzerine sınıftan ayrılması karşısında, atılı iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçunun tüm unsurlarıyla oluştuğu kabul edilmelidir.” Demek suretiyle bu durumu ortaya koymuştur.
- Fiil
TCK m.116’da düzenlenen konut dokunulmazlığını ihlal suçu, iki seçimlik hareketle işlenebilir.
- Kişinin konutuna rızası dışında girilmesi
Girmek fiili, hak sahibinin rızasına aykırı olarak konuta veya eklentisine girilmesi olup suç bu haliyle icrai nitelik taşımaktadır. Konuta girilmesi için cebir, tehdit veya hile kullanılması suçun unsuru olmayıp konuta nasıl ve nereden girildiğinin de önemi yoktur. Doktrinde ve uygulamada, girmek fiilinin tamamlanması ve suçun oluşması bakımından failin tüm vücudu ile konut, işyeri veya bunların eklentilerine girmesi aranmaktadır.
“(…) Taraflar arasında olay öncesinde husumet bulunduğu halde, katılanların rızası hilafına konutlarına girmek için kapı eşiğinden adımını içeriye atan, fakat katılanlardan Asiye’nin eliyle ittirmek suretiyle engellemesi üzerine evin içine giremeyen sanığın eyleminin, teşebbüs aşamasında kaldığı…”
(Yargıtay 2.Ceza Dairesi, 06.06.2007 Tarih, 4503/8130)
Diğer yandan TCK m.116/3 uyarınca evlilik birliğinde aile bireylerinden ya da konutun veya işyerinin birden fazla kişi tarafından ortak kullanılması durumunda, bu kişilerden birinin rızası varsa, konut dokunulmazlığının ihlali suçu oluşmaz. Ancak bunun için rıza açıklamasının meşru bir amaca yönelik olması gerekir. Örneğin, eşlerden birinin eşine zarar vermesi amacıyla ortak konuta yabancı bir kimsenin girmesine rıza göstermesi halinde, artık bu rıza meşru bir amaca yönelik olmadığından ve diğer eşin bunu kabul etmeyeceği açık olduğundan artık eve giren yabancı şahıs bakımından konut dokunulmazlığını ihlal suçu oluşacaktır.
Diğer yandan boşanma halinde ise Mahkeme kararıyla birlikte “eş” sıfatı sona ereceğinden artık tarafların suçun faili ve mağduru olması mümkündür. Eğer Mahkemece eşler hakkında ayrılık kararı verilmiş ise ve eşlerden biri kendisine ayrı bir ikametgah tesis etmişse, bu durumda diğer eşin rızası olmaksızın konuta girmesi halinde suç oluşabilir.
Bu konuda Yargıtay 1.Ceza Dairesi, 11.02.2009 Tarihli, 2008/5589 E. ve 2009/558 K. sayılı Kararında; “(…) Sanığın, kızı K3’ ün elinde bulunan anahtarı boşandığı eşi mağdur K1’nun bilgisi dışında alarak olay gecesi mağdurun rızası olmaksızın konutuna girdiği anlaşılmakla konut dokunulmazlığını bozma suçundan cezalandırılması yerine beraat kararı verilmesi…” bozma nedeni yapılmıştır.
Yargıtay 2.Ceza Dairesi, 23.02.2009 Tarihli, 2008/34239 E. ve 2009/7828 K. sayılı Kararında; “(…) Sanıkla katılanın resmi nikahlı karı koca olup, suç tarihinde aralarındaki boşanma davasının devam ettiği, sanığın arasıra eve gelip kaldığı, ancak katılanın sanığın eve gelmesinden dolayı rahatsız olması nedeniyle kapının kilidini değiştirdiği ve olay günü sanığın eve gelip anahtarıyla kapıyı açama-ması üzerine kapıyı zorlayarak içeri girmeye çalıştığı olayda, taraflar arasında ayrılık kararı bulunmaması ve sanığın evde kalmasını yasaklayan herhangi bir tedbir kararının da bulunmaması, katılanın oturduğu meskenin öteden beri sanıkla birlikte ortak kullandıklarının anlaşılması karşısında, sanığın eve girme hakkı bulunması nedeniyle üzerine atılı konut dokunulmazlığını bozmak suçunun unsurları itibariyle oluşmadığı anlaşılmakla…” sanığın cezalandırılması hukuka aykırı bulunmuştur.
Diğer yandan konut olarak kullanma iradesi devam etmek koşuluyla, bu suçun oluşması için konuta girildiği sırada mağdurun konutta bulunmasına gerek yoktur.
Yargıtay 18.Ceza Dairesi’nin, 03.11.2015 Tarihli, 2015/16083 E. ve 2015/10099 K. sayılı Kararı; “(…) Bu anlamda ikamete hazır halde bulunan ve içerisinde bazı özel eşyalar yerleştirilmiş, arada gelinip kontrol edilen bir evin artık sadece mülkiyet ve zilyetlik kuralları ile korunan boş veya metruk bir ev olarak görülemeyeceği, konut dokunulmazlığının ihlali suçunun oluşabilmesi için kişinin ayrıca bu yerde geceleri kalması ve fiilin işlenmesi anında orada bulunması da şart olmadığından, suça konu yerin “konut” vasfında olduğunun kabulü ile sanığın mahkumiyeti yerinde, kanuni olmayan gerekçe ile beraatine karar verilmesi…” bozma nedeni yapılmıştır.
- Konuta rıza ile girildikten sonra, rızaya aykırı bir şekilde çıkılmaması
Konut, işyeri veya bunların eklentisine; hak sahibinin rızasına uygun şekilde girildikten sonra hak sahibinin rızasına aykırı olarak çıkılmaması halinde de bu suç oluşacaktır. Konut dokunulmazlığını ihlal suçunun kesintisiz (mütemadi) bir suç olduğu dikkate alındığında hukuka aykırılığın oluşması için failin konutta, işyerinde veya eklentide kalmasının belli bir süre devam etmesi gerekir.
“(…) Konuttan çıkmamak, konut sahibinin rızası ile girilen konuttan, söz, hareket ve tavırlarıyla çıkmaya davet edilmesine rağmen failin çıkmamasıdır…”
(Yargıtay 4.Ceza Dairesi, 02.04.2015 Tarih, 2015/3576 E. ve 2015/25782 K. sayılı Kararı)
“(…) Müştekinin rızası ile devamlı gelip gittiği…eve…müştekinin sanıktan evden çıkmasını isteyince, yaşamın olağan akışına göre makul bir süre içerisinde kendi iradesi ile sanığın evi terk etmesi halinde atılı suçun oluşmayacağı…”
(Yargıtay 2.Ceza Dairesi, 07.02.2007 Tarih, 15780 E. ve 1371 K. sayılı Kararı)
- Girme veya Çıkmama Fiillerinin Hak Sahibinin Rızası Dışında Olması
Gerek girmek gerekse çıkmak fiilleri bakımından rızanın herhangi bir şekilde alınmış olması mümkündür. Asıl olan rızanın bulunmamasına rağmen girilmesi ya da rızanın kalkmasına rağmen çıkılmaması durumudur. Zaten konut veya eklentisine hak sahibinin rızasına dayanarak girilmiş ise, suçun maddi unsuru gerçekleşmeyecektir. Dolayısıyla suçun oluşması için yapılan icrai veya ihmali hareketin mağdurun rızasının hilafına olması gerekir.
Rıza açıklama hakkına kimin sahip olduğu bakımından ise; kural olarak hukuka uygun bir şekilde konutta oturan kişi, bu konuta veya eklentisine girilmesi hususunda rıza verilmesine ilişkin hak sahibidir. Burada konut ya da eklentinin mülkiyetinin kime ait olduğu önemsizdir. Örneğin, kiracı-ev sahibi ilişkisi bakımından ev sahibinin eve girmesi bu suçu oluşturabilir.
- Cezayı Artıran Nitelikli Haller
- TCK m.116/4 Bakımından Nitelikli Haller
TCK m.116/4 uyarınca “Fiilin, cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle ya da gece vakti işlenmesi halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”
Söz konusu cebir veya tehdidin; konuta, işyerine veya bunların eklentilerine girmek yahut çıkmamak için kullanılması gerekir. Yani konuta girdikten sonra cebir veya tehdide başvurulması durumunda nitelikli hal uygulanmayıp, fail ayrıca meydana gelen bu suçlardan dolayı cezalandırılır.
Suçun gece işlenmesinin nitelikli hal sayılması ise, korkutucu etkinin artmasına, suçun işlenmesindeki kolaylığa ve mağdurun kendini savunma olanağının zayıflamasına dayanmaktadır. Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için, suç saati açıkça tespit edilmelidir.
- TCK m.119 Bakımından Nitelikli Haller
TCK m.119 uyarınca konut dokunulmazlığının ihlali suçunun;
- Silahla
- Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle
- Birden fazla kişi tarafından birlikte
- Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak
- Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle
İşlenmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır.
Silahın mutlaka konut sahibi ya da konuta girmeye rıza göstermeye yetkili kişiye karşı kullanılması gerekmez. Silahın konuta girmeyi kolaylaştıracak şekilde korkutucu etkisinden faydalanmak yeterlidir. Ayrıca silahın mutlaka yöneltilmesi ya da ateşlenmesi gerekli değildir. Silahın mağdurun direncini kıracak şekilde kullanılması yeterlidir. Silahın, konut dokunulmazlığı suçunun işlenmesi sırasında ve bu suçu gerçekleştirmek için kullanılması gerekir.
Konut dokunulmazlığının ihlali suçunun işlenmesinde kolaylaştırıcı bir vasıta olarak kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suçun nitelikli hallerinden biri olarak kabul edilmiştir. Kendini tanınmayacak hale koyma şeklindeki nitelikli unsurun gerçekleşmesi için failin mağdurla yüz yüze gelmesi, sakal, bıyık veya maske takma, kıyafetinde değişiklik yapma gibi dış görünümünü ve dolayısıyla kimliğini değiştirecek şekildeki davranışlar sergilenmelidir.
Suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesinin nitelikli hal sayılmasının nedeni, tehlikenin artması ve mağdurun kendisini savunma olanağının azalmasıdır. Buna göre bu ağırlatıcı nedenin uygulanabilmesi için en az iki kişinin konut dokunulmazlığını ihlal suçunu birlikte işlemesi gereklidir.
Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak konut dokunulmazlığının ihlali failin organize bir gücün korkutuculuğundan yararlanması nedeniyle nitelikli hal olarak kabul edilmiştir.
- Şikayet Süresi, Uzlaşma ve Zamanaşımı
TCK m.116/1-2-3. Fıkralarının soruşturulması ve kovuşturulması şikayete tabidir. Şikayet süresi 6 ay olup bu süre failin ve fiilin her ikisinin de mağdur/suçtan zarar gören tarafından öğrenilmesinden itibaren başlar.
Ancak suçun nitelikli hallerinin işlenmesi halinde şikayet aranmaz ve soruşturma ihbar üzerine yahut kolluk kuvvetlerinin araştırması/öğrenmesi üzerine re’sen başlar.
Konut dokunulmazlığının ihlali suçunun TCK m.116’da düzenlenen tüm fıkraları uzlaştırma kapsamına girdiğinden uzlaştırma süreci tamamlanmadan kovuşturma aşamasına geçilemez. Müşteki ve şüphelinin uzlaşması halinde, şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı (KYOK) verilir.
Konut dokunulmazlığını ihlal suçunun dava zamanaşımı süresi TCK m.66/1-e uyarınca 8 yıldır. Suç işlendikten sonra 8 yıl içerisinde kamu davası açılmaz veya açıldıysa bile sonuçlandırılmaz ise davanın düşmesine karar verilir.
- Görevli Mahkeme ve Suçun Yaptırımı
Konut dokunulmazlığını ihlal suçu bakımından görevli mahkeme, Asliye Ceza Mahkemesidir.
- TCK m 116/1’e göre bir kimsenin konutuna, konutunun eklentilerine rızasına aykırı olarak giren veya rıza ile girdikten sonra buradan çıkmayan kişi, mağdurun şikayeti üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
- TCK m 116/2’e göre birinci fıkra kapsamına giren fiillerin, açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi mutat olan yerler dışında kalan işyerleri ve eklentileri hakkında işlenmesi hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine altı aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.
- TCK m 116/4’e göre konut dokunulmazlığını ihlal suçunun cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle ya da gece vakti işlenmesi halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
- TCK m.119 uyarınca konut dokunulmazlığını ihlal suçunun maddede gösterilen şekillerde işlenmesi halinde TCK m.116 uyarınca tespit edilecek ceza bir kat artırılmak suretiyle cezaya hükmolunur.

