Eşlerin Birbirlerine Karşı Özel Hayatları Olup Olmadığının Yargıtay, AYM ve AİHM Kararları Kapsamında Değerlendirilmesi
Eşlerin Birbirlerine Karşı Özel Hayatları Olup Olmadığının Yargıtay, AYM ve AİHM Kararları Kapsamında Değerlendirilmesi
Öncelikle konuyu Yargıtay kararları ışığında değerlendirirsek, Yargıtay eşlerin birbirine karşı özel hayatları olup olmadığını daha çok sadakat yükümlülüğü ekseninde değerlendirmiştir. Buna göre Türk Medeni Kanun’u uyarınca eşlerin birbirine karşı evlilik birliğinden doğan yükümlülükleri vardır ve sadakat yükümlülüğü de bunlardan birisidir. Bu bağlamda eşlerin birbirlerine karşı dürüst olmaları; üçüncü kişilerle cinsel veya duygusal birliktelik yaşamak suretiyle sadakat yükümlülüğünü ihlal etmemeleri gerekir.
Bu konuda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18.02.2021 tarihli 2017/2493 E. ve 2021/108 K. sayılı kararında:
“Evliliği bir birlik olarak kabul eden yasa koyucu, bu birliğin mutluluğunu ve huzurunu korumak adına eşlere birtakım yükümlülükler yüklemiş olup; bunlardan biri de sadakat yükümlülüğüdür…Bu madde uyarınca, eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar. Eşlerden birinin aynı ya da karşı cinsten biriyle yaşadığı cinsel ve/veya duygusal birliktelik suretiyle ihlâl ettiği sadakat yükümlülüğü sonucunda, aldatılan eşin kişilik hakkının saldırıya uğradığı konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır.” şeklinde sadakat yükümlülüğü ortaya konmuştur.
Bu bağlamda eşlerin, evlilik birliğinin sadakat yükümlülüğünü taşıması gerektiğinden bahisle birbirlerinin telefon, bilgisayar, e-posta vs. gibi bilişim sistemlerine diğer eşin rızası olmadan girmek, casus yazılım yüklemek, gizlice ses kaydına almak vs. fiillerin suç oluşturup oluşturmadığı konusunda Yargıtay Ceza Genel Kurulu bir hukuka uygunluk nedeni olduğunu kabul etmektedir.
Bu konuda Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 21.06.2011 tarihli, 2010/5-187 E. ve 2011/131 K. Sayılı kararında:
“Kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak, bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma olanağının olmadığı, ani gelişen durumlarla sınırlı olması koşulu ile hukuka uygun olacağının, aksi halde ilgili kişinin yetkili makamlara başvurma olanağı doğduktan sonraki aşamalardaki kayıtlarının ise hukuka aykırı yollarla elde edilmiş olduğunun kabulü gerekmektedir.” şeklinde belirtilmiştir.
Keza Yargıtay 4.CD’nin 24.03.2021 tarihli, 2021/6097 E. Ve 2021/10635 K. sayılı kararında da Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararına atıf yapılarak,
“…Ancak Dairemizce benimsenen YCGK’nın 21.05.2013 tarih ve 2012/5 esas 2013/248 sayılı ve 13.12.2018 tarih ve 2017/5 esas, 2018/639 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak, bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda karşı tarafla yaptığı konuşmaları kayda alması halinin hukuka uygun olduğunun kabulü zorunludur. Aksi takdirde kanıtların kaybolması ve bir daha elde edilememesi söz konusudur.”
Her ne kadar bir kişinin yaptığı görüşmenin gizlice kayda alınması hukuka aykırı olduğundan, delil olarak değerlendirilmesi mümkün olmasa da Yargıtay’ın içtihatları neticesinde kişinin bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı durumlarda artık kişinin hukuka aykırı hareket etme bilinci olmadığından bahisle bu deliller hukuka uygun kabul edilmektedir.
Kanaatimizce her ne kadar Yargıtay kararlarında sadakat yükümlülüğüne dair atıflarda bulunulsa da eşlerin sadakatlerini şüpheye düşürebilecek fiillerinin tespiti ile ayrılık, boşanma, nafaka, tazminat davalarına ve taleplerine dayanak olması amacıyla birbirlerinin özel hayatlarına ve kişisel verilerine müdahale edebilecekleri söylenemez. Bu bağlamda eşlerin sırf evli olduklarından hareketle birbirlerine karşı her türlü delil elde etme faaliyetinin hukuka uygun sayılacağı, eşler arasında özel hayatın ve kişisel verinin söz konusu olmayacağı düşüncesi hatalıdır. Nitekim Ceza Kanunu’nda eşlerin birbirlerinin özel hayatlarına ve kişisel verilerine müdahale edebileceklerine dair hukuk düzeninde tanınan bir hukuka uygunluk nedeni bulunmadığından Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun sadece bu duruma mahsus olmak üzere bir daha delil elde etme fırsatının olmadığı hallerde özel hayat ve kişisel veri kavramlarını göz ardı etmesi de yerinde olmayacaktır. Delilin bu şartlar altında elde edilmiş olması, delili hukuka uygun hale getirmez ve dolayısıyla boşanma davasında da hukuka uygun delil olarak kullanılması mümkün olmaz.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 07.09.2021 tarihli, 27516/14 başvuru numaralı M.P/Portekiz kararına konu olayda özetle:
Başvurucu ve eşi 2001 yılında evlenmişler, 2011 yılında ise ilişkileri kötüleştiğinden başvurucu İspanya’da yaşamaya karar vermiş ve bu kapsamda Madrid mahkemesinde çocukların müşterek velayeti ve boşanmak amacıyla dava açmıştır. Buna karşılık diğer eş Portekiz mahkemelerinde karşı bir dava açmış, 2010’da eşiyle ortak kullandıkları bilgisayarda başvuran eşin başka erkeklerle flört sitesinde geçen yazışmalarını içeren belgeleri dosyaya koymuştur. Buna müteakip başvuran eş, diğer eşin haberleşme hürriyetini ihlal ettiği ve kişisel mesajlarına erişildiği gerekçesiyle ceza şikayetinde bulunmuştur ancak bu konuda savcılık takipsizlik kararı vermiştir.
Bunun üzerine başvuran eş, AİHS 8.Maddesi uyarınca korunan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğini, özel yazışmalarının eşi tarafından velayet ve boşanma davasında delil olarak kullanıldığını, ancak ceza şikayetinin sonuçsuz kalıp, eşinin cezalandırılmadığını ileri sürerek AİHM’e başvurmuştur.
AİHM yaptığı değerlendirmede öncelikle bir tarafta başvurucunun özel hayatının gizliliği hakkının, diğer tarafta başvurucunun eşinin, kendisini başvurucuya karşı önemli derecede dezavantajlı duruma düşürmeyecek yeterlilikte davaya delil sunma hakkının bulunduğu ifade etmiştir. Başvurucunun; flört sitesinde kullandığı e-posta adresine girme konusunda eşine yetki verdiği, dolayısıyla dava dosyasına sunulan özel mesajlaşmaların çiftin müşterek özel hayatına dair olduğu ifade edilmiştir. Bu bağlamda somut olayda AİHM, kendi değerlendirmesini yerel makamların kanaatinin üzerinde görmek için güçlü ve yeterli sebepler bulamadığını; başvurucunun, eşine karşı tazminat talebinde bulunmadığını ve dolayısıyla sadece eşin cezai sorumluluğu hakkında karar verilmesi gerektiğini ancak bu konuda AİHM’in bir söz hakkı olmadığını ortaya koymuş, tüm bunlar birlikte değerlendirildiğinde Portekiz yetkili makamlarının İHAS m.8’de düzenlenen pozitif yükümlülükleri ihlal etmediği sonucuna varmıştır. Yani AİHM önüne gelen olayda aslında özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin ihlaline dair detaylı bir araştırma yapmak yerine kocanın cezai sorumluluğu hakkında bir değerlendirme yapma hakkının olmadığını belirtmiş ve aslında başvuru konusunu hiç değerlendirmeden başvuru konusuna dair bir ihlal olmadığına karar vermiştir.
Anayasa Mahkemesi’nin 07.09.2021 tarihli, 2018/30296 başvuru numaralı kararında ise özetle;
Başvurucu ile eşi arasında bir boşanma davası bulunmaktadır ve başvurucunun eşi bu dava dosyasına başvurucunun telefonunda bulunan mesaj içeriklerini, ses kayıtlarını, videoları sunmuştur. Başvurucu ise eşinin telefonuna casus yazılım yüklemek suretiyle tüm kişisel verilerini ele geçirdiği ileri sürerek eşinden şikayetçi olmuştur. Yapılan ceza yargılamasında ise başvurucunun eşi, amacının sadece bu verileri boşanma davasında kullanmak olduğunu yoksa kişisel verileri ifşa etmek istemediğini; nitekim başka bir yerde yayınlamadığını ifade etmiştir. İstinaf mahkemesi ise sanığın (başvurucunun eşi) beraat kararını onamıştır ve gerekçesinde yukarıda belirtilen Yargıtay kararlarına atıf yaparak haksız bir saldırıyı önlemek amacıyla kaybolma olasılığı bulunan kanıtla yetkili makamlara sunmak için kişisel verilerin elde edilmesinin ve yayılmasının suç teşkil etmeyeceğini ifade etmiştir. Keza istinaf mahkemesi, yukarıda belirtilen AİHM kararına da atıf yaparak eşlerin birbirlerin bilişim sistemlerine erişimine rıza vermeleri halinde artık kişisel mesajların, yazışmaların vs. ortak erişime açık olduğunu da eklemiştir.
AYM ise yaptığı değerlendirmede öncelikle herkesin kişisel verilerinin korunmasını isteme hakkının olduğunu vurgulamış ve bu hakkın anayasal güvence altına alındığını da belirtmiştir. Netice itibariyle AYM; başvurucunun özel hayatının önemli bir parçası olan cep telefonunda bulunan kişisel verilere eşi tarafından hukuka aykırı biçimde erişilme şekline, kapsamına ve kişisel verilere ulaşma amacının meşru olup olmadığına dair bir değerlendirme yapılmadığını, ayrıca eşin, başvurucunun cep telefonuna casus yazılımla eriştiğine dair ikrarı bulunduğunu, ancak Yerel Mahkemenin kararında, sanığın bu fiilini suç işleme kastıyla işleyip işlemediğinin incelenmediğini ve bu sebeple hatalı olarak beraat kararı verildiğini ortaya koymuştur. Buna ek olarak AYM, derece mahkemelerinin, eşlerin birbirlerine karşı özel hayat alanlarının bulunmadığı sonucuna varılmasına neden olacak şekilde yaklaşımlarının Anayasa ile sağlanan güvencelere aykırı olduğunu ve bu sebeplerle başvurucunun Anayasa m.20’de düzenlenen kişisel verilerini koruma hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Böylece AYM gerek Yargıtay’ın gerekse AİHM’in aksine eşlerin birbirlerine karşı özel hayatı bulunduğunu ve eşler arasında kişisel verilerin ihlalinin gerçekleşebileceğini ifade etmiştir.
Netice itibariyle; eşlerin birbirlerinin rızası olmadan, ortak yaşadıkları alanlara, işyerlerine ve araçlarına gizli kamera, ses kayıt cihazı yüklemek ve kişisel kullanımlarına ait iletişim vasıtalarına casus yazılım yüklemek veya bunları gizlice kullanmak suretiyle delil elde etmesi; TCK m.132 ila m.136 kapsamında özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suç teşkil edebileceği gibi TCK m.243 anlamında bilişim alanında da suç teşkil edebilir. Nitekim bu şekilde elde edilen delillerin hukuka aykırı sayılıp, boşanma davasında delil olarak kullanılamaması ve bahse konu delillerin HMK m.189 uyarınca hukuka aykırı delil niteliğini sürdürmesi gerekir. Bu bağlamda hukuka aykırı delil, hukukun her alanında hukuka aykırı delil niteliğinde kalacaktır.

